Kayıtlar

Tekil bir dram

Ve şimdi sahne açıldı. Oyun bir; Dünyanın en sıradan sandalyesinde oturuyor şahsına özgü bir yalnız-lık Kendinden çevresinden, her şeyden eksiksiz pişman, keşkelerin yiyip bitirdiği bir vücut, bi deri bi kemik... Sehpanın üzerinde yeşil bir küllük, yeşil-miş; Evvel zaman içerisinde simsiyaha dönüş-müş. Duvarları beyazın bir tonu olan evinde perdeleri sırıtıyor, sapsarı Acı içerisinde kıvranıyor çaresiz ve yapayalnız-lık Tanrının en büyük testi, hiçbir sınavı geçemeyen şahıs. İlginç ve farklı sisli ve karanlık Perde kapanmadan önce haykırıyor bağırmadan; Bana rahmet oku ve üzülme.. Gidenler geri dönmezler! Ve perde kapandı, alkışların sessizliğiyle bir sigara daha.. Aslında herkes bir metin bekliyor gibi Met-ini doğaçlamak kimin haddi ? Makyajını tazeledi, terini sildiği havlu Birazdan boynuna ip. Bundan sonra ışık yok, gözlerine haberler iyi. Bu son perde oyun bitti.

Alelade

Üç gün üç akşam zıkkımlanmışsın da dördüncüsü zehir olmuş gibi, boğazından geçmeyen o son yudum, bardağın dibi. Ağzından çıkıveren, geri alamayacağın o cümleler değil mi uyutmayan şey seni. Ömrünün en güzel yıllarını, gerçekleşemeyecek bir kavgaya adamış devrimci gibi… çaresiz ve bitap, alelade. Ve beklemek, gelmeyecek birini gerçekleşmeyecek bir şeyi beklemek. Her dilde her çağda ve her coğrafyada acizce.

Mübrem

Tanrının beni unuttuğunu düşünüyordum senden öncesinde, hayatın eski fotoğraflar gibi renksiz ve bulanık olduğunu. Tahminimce bir meleksin, meleksin ki kuru toprağıma çiçek açtırdın. Meleksin ki siyah olan bütün düşlerimi pembeye çevirdin. İlahi bir yanının olduğu şüphesiz, gözlerin ve ellerin...  Var olmuş ve olacak bütün Tanrıların, hepsinin ustalık işi sensin besbelli. Gözlerin ve ellerin... Kıskandırmış diğer melekleri ki seni yanıma yollamış Tanrılar, ne şanslı adamım. Gözlerin ve ellerin sevgilim, dünyaya geliş sebebim.  En çok da oradan öperim seni.

Elvan’a

Bir kış mevsimi, üstümde haki parkam ayağımda postallarım.  Otururum, öyle dertli öyle sessiz.  Arkandayım, hiç konuşmamışız,hiç tanışmamış.  Ama saçlarının rengini, hatta boyunu bile biliyorum. Tabii sen sadece sesimin tonunu biliyorsun, bir de okuduğum kitapları.  Bir kış mevsimi, benim için ateşli dönemler.  Sen tabii bunu da bilmiyorsun.  Arkandayım, yine sessizce.  Olan biten şeyleri izlerken dikkatimi çeken bir tarafını öğreniyorum, Sen de düşünüyorsun.  Olan biten şeyleri, belki de olacak şeyleri… Bir kış mevsimi, benim için ateşli dönemler. Siyasi tarafın ile tanışıyorum, cesurca kendi doğrunu anlatışına tanıklık ediyorum.  Benim senin fikrini destekleyişimi, duyuyorsun.  Sonra sen arkana dönüyorsun… Önce gözlerinin rengini, sonra o güzel tebessümünü öğreniyorum. O cesur kişiliğinle tanışıyorum.  Ben sana bir şeyler anlatıyorum,  Sen bana bir şeyler anlatıyorsun.  Ve bir kış mevsimi, hayatımda kazandığım en değerli...

bahar

Sen gelince bahar geldi dünyama çiçekler açtı ağaçsız dünyam, kargalar yerini bülbüllere bıraktı. Gri gökyüzüm birden masmavi oldu. Kurumuş topraklarım, çamur oldu. Sen gelince bahar geldi dünyama. Kalın yorganlarımın yerini ince örtüler aldı, kıyafetlerim kangren oldular. Çorapların boyu kısaldı, pantolonlar bel altı felç oldu. Diyorum ya sen gelince bahar geldi dünyama. Gidişin de o baharın sonu oldu. Ağaçlar kurudu, bülbüller kaçtılar, Güneş saklanmaya başladı yine. Gidişinle beraber, İnce örtüler ısıtmamaya başladı. İyi haber, kıyafetlerimin kolları kesilmedi, Pantolonların durumu da iyiye gidiyor.